top of page

So Design Lab

  • 16 Mar
  • 3 dakikada okunur

So Design Lab nasıl doğdu? Bir mimari ofisten çok bir “laboratuvar” gibi konumlanmanızın arkasındaki fikir neydi?


Aslında marka, mimarlık pratiğimin içinden çıkan bir arayıştan doğdu. Mekân tasarlarken, objelerin yalnızca tamamlayıcı unsurlar olmadığını; aksine mekânı kuran temel öğeler olduğunu fark ettim. Bu farkındalık, klasik bir mimarlık ofisinden farklı bir yaklaşım geliştirme isteğini doğurdu. “Lab” kelimesi de tam olarak buradan geliyor. Farklı ölçeklerde düşünmeye izin veren, her objeyi küçük bir araştırma alanı gibi ele aldığım bir üretim sürecini ifade ediyor.


Tasarımlarınızda çok güçlü bir minimal dil var. Sizce minimalizm bir estetik tercih mi yoksa bir düşünme biçimi mi?


Kendi işlerimi minimalizm olarak tanımlamıyorum. Ortaya çıkan sade dil, aslında kullandığım malzemelerin ve tasarım sürecinin doğal bir sonucu. Yani minimal görünmesi için ekstra bir çaba göstermiyorumç Tasarım süreci ilerledikçe, gereksiz olanlar kendiliğinden

eleniyor ve geriye daha sade, daha öz bir ifade kalıyor.


Eğer So Design Lab bir mimari akım olsaydı, nasıl tanımlanırdı?


Mekân ile obje arasındaki sınırların inceldiği bir yaklaşım olarak tanımlanabilirdi. Bulunduğu mekânla ilişki kuran, onunla iletişim halinde olan ve mekânın bir parçası gibi davranan bir tasarım anlayışı diyebilirim.


Tasarımlarınızın bir duygusu olduğunu düşünüyor musunuz? İnsanlar bir objeye baktığında ne hissetsin istersiniz?


Evet, tasarımlarımın bir duygusu olduğuna inanıyorum. Benim için en önemli şey zamansızlık hissi. Bir obje yıllar geçse bile varlığını sürdürebilmeli. Kullandığım malzemeler de bu fikri destekleyen bir rol oynuyor. Malzemenin doğal karakteri, yüzeyin zaman içinde değişmesi ve yaş alması tasarımın bir parçası haline geliyor. Bu yüzden bir objenin zamanla eskimesinden çok, zamanla karakter kazanmasını önemsiyorum.


Sizce iyi tasarım sessiz mi olmalı yoksa dikkat çekmeli mi?


Bence iyi tasarım biraz karakterli ve ağırbaşlı olmalı. Mekânda varlığını hissettirebilmeli ama bunu bağırarak değil, daha dengeli bir şekilde yapmalı. Bazen dikkat çekmeli, bazen de geri planda kalmalı. Önemli olan bu iki durum arasında doğru dengeyi kurabilmek.


İlhamınızı daha çok mimarlık, sanat mı yoksa gündelik objeler mi besliyor?


Temelim mimarlık olduğu için düşünme biçimim çoğu zaman mimarlık üzerinden şekilleniyor. Uzun ömürlü tasarım fikri de buradan geliyor. Ama objenin dikkat çekmesi, karakter kazanması ve ifade gücü gibi konular daha çok sanatla ilişkili. Bu yüzden üretim sürecimde mimarlık ve sanat sürekli birbirini besleyen iki alan.


Tasarladığınız bir objenin “tamamlandı” dediğiniz an nasıl geliyor?


Genelde tasarımın en başında birçok aşama zihnimde beliriyor. Süreç ilerledikçe oranlar ve denge oturmaya başlıyor. Ama aslında hiçbir zaman tamamen “tamamlandı” diyemiyorum.

“Lab” yaklaşımı da bunu destekliyor. Tasarımlar her zaman geliştirilebilir ve zaman içinde evrilebilir.


En büyük başarısızlığınız neydi? Süreci nasıl yönettiniz?


Bunu tam anlamıyla bir başarısızlık olarak görmüyorum. Daha çok deneysel bir süreç gibi.

Bazı tasarımlar üretim aşamasında düşündüğüm gibi çalışmayabiliyor. Bazen fiziksel olarak istediğiniz sonucu alamıyorsunuz. Böyle durumlarda tasarımı revize etmek, yeni çözümler eklemek ve süreci yeniden düşünmek gerekiyor. Bu da aslında tasarımın doğal bir parçası.


Günümüzde tasarım dünyasında sizi en çok heyecanlandıran şey ne?


Eskiden tasarım disiplinleri arasındaki sınırlar oldukça belirgindi. Bir mimarın yalnızca mimarlık yapması, bir tasarımcının ise kendi alanı içinde kalması beklenirdi. Bugün ise bu sınırlar giderek daha geçirgen hale geliyor. Özellikle yeni üretim teknolojileri ve yapay zekâ gibi araçlar sayesinde mimarlık, obje tasarımı ve üretim süreçleri birbirine daha fazla yaklaşmaya başladı. Beni en çok heyecanlandıran şey de bu: tasarımın artık tek bir disipline ait olmaması. Farklı alanların kesişiminde ortaya çıkan düşünme biçimleri, yeni nesne tipleri ve yeni mekânsal yaklaşımlar üretme potansiyeli taşıyor.


Türkiye’de obje tasarımı ve endüstriyel tasarım sizce yeterince görünür mü?


Son yıllarda daha görünür olmaya başladığını düşünüyorum. Ama hâlâ gelişmekte olan bir alan. Türkiye’de güçlü tasarımcılar var. Eğer daha fazla üretim imkânı ve destek oluşursa uluslararası görünürlük de artacaktır. Şu an kitle biraz sınırlı gibi görünse de bu alanın çok daha güçlü bir noktaya gelebileceğine inanıyorum.


Lümpen servis arabası tasarımı So Design Lab için nasıl bir yerde duruyor?


Lümpen servis arabası aslında gündelik ve oldukça tanıdık bir objeyi yeniden düşünme fikrinden ortaya çıktı. Servis arabası gibi sıradan bir kullanım nesnesini ele alıp onu mekânla ilişki kuran bir tasarım nesnesine dönüştürmek ilgimi çekti. Benim için önemli olan, işlevsel bir objenin aynı zamanda mimari bir karakter taşıyabilmesi. Oranları, hareketi ve malzemesiyle bulunduğu mekânın bir parçası haline gelmesi. Bu anlamda Lümpen, yalnızca bir servis arabası değil; mekân içinde dolaşan küçük bir mimari öğe gibi davranıyor. Günlük kullanımın içinden çıkan ama bulunduğu mekânla ilişki kurarak onu yeniden yorumlayan bir obje. Bu yaklaşım da aslında So Design Lab’in üretim biçimini oldukça iyi özetliyor.

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page