top of page

House of Silk

21 Tem
2 dakikada okunur

House of Silk kadını/erkeği sabah uyandığında ilk neyi hisseder?


Kendine ait bir gün hissi. Benim için sabahın en güzel yanı, gözünü açtığında aklına bir ‘yapılacaklar’ değil, önce kendi rahatlığının gelmesi. O küçük ayrıcalık aslında günün geri kalanının da tonunu belirliyor


Tasarımlarınızdaki ‘çabasız şıklık’ hissini hangi detayla mühürlüyorsunuz?


O şıklık aslında tek bir detaydan ya da kumaştan gelmiyor; zamansızlıktan geliyor. Bir parçayı yıllarca giyebilmenden ve her seferinde kendi dokunuşunla farklı bir stile çevirebilmenden. Aynı parça birinde sade, diğerinde iddialı durur — çabasız şıklık dediğimiz şey, ürünün senin tarzına alan açması; seni bir kalıba sokması değil.


İpeğin ağır mirasını nasıl bu kadar modern ve ‘genç’ bir forma dönüştürdünüz?


İpek çok özel bir kumaş — özel anlardaki değeri tartışılmaz. Ama biz onu yalnızca o anlara hapsetmedik; günlük rutinin de parçası yaptık. Çünkü ipek aynı zamanda cilde iyi gelen, sağlıklı, insanı gün boyu rahat ettiren bir kumaş. “Sadece özel günlerde giyilir” algısını kırınca, ipeğin ağır mirası ile genç, modern bir kullanım aynı anda var olabildi.


Görsel dünyanızı kurarken hangi sanat akımlarından/yönetmenlerden ilham alıyorsunuz?


Tek bir akımdan beslenmiyorum. İlhamım daha çok bir şehrin köşesinde karşılaştığım hikâyeler: bir müzik türü, bir mutfak, bir ışık. Yurt dışında yaşarken her sokakta farklı bir “evren anlayışıyla” karşılaşmak benim görsel dilimi kurdu. Feed’deki o sinematik his de buradan geliyor — bir ürünü değil, bir anı ve onun sessizliğini anlatmaya çalışıyoruz.


‘İşte bu tam bir House of Silk parçası’ dedirten o vazgeçilmez kriter nedir?


Giyildiğinde insanı yansıtırken aynı anda özgüvenli ve konforlu hissettirmesi.


Bu algı kırılmasını yaratırken en çok neye güvendiniz?


Kendine gösterdiğin özenin yalnızca görüldüğün anlara ait olmadığı fikrine. İnsan kendine verdiği değeri hayatının her alanına, en sıradan ve en kişisel anlarına kadar taşıyabilir. Kimse görmezken bile iyi hissetmek bir lüks değil, kişinin kendine saygısının bir parçası. En çok buna güvendim: özenin ve özgüvenin “dışarısı” için değil, kişinin kendisi için olması.


House of Silk bir giyim markası mı, yoksa bir ‘art de vivre’ manifestosu mu? Gelecekte hangi alanlarda göreceğiz?


Bizim için House of Silk bir giyim markasından çok bir yaşama biçimi — kendini özgürce ifade edebilme alanı. Bugün iç giyim ve ev giyiminin yanında ev aksesuarları, gelin ve plaj tarafına da uzandık. Geleceği de bu eksende görüyorum: insanın kendini özgürce ifade ettiği her alanı kapsayacak şekilde büyümek, tek bir kategoriye sıkışmadan.


Saten mi, ipek mi? Hangisi daha çok ‘ev’ hissettiriyor?


Açıkçası “ev” hissi kumaştan bağımsız — içinde mutlu, rahat ve kendin gibi hissedebildiğin her şey “ev”dir; hangi materyal olursa olsun, önemli olan seni sen yapan o his. Ama şahsi tercihimi sorarsanız, ben ipeği seçerim; hem fonksiyonu hem de verdiği his nedeniyle.

. House of Silk’in çalma listesinde şu an hangi şarkı çalıyor?

Şu an Chameleon — RUBII. Son dönemde iş seyahatlerim yoğunlaştığı için Spotify’da “On the Road” diye bir liste yaptık; en son çalma listemiz o ve bu şarkı da içinde dönüp duruyor.


House of Silk için lüks; kusursuz bir görünüm müdür, yoksa tenine değen o ilk dokunuşun yarattığı mahremiyet ve özgürlük hissi mi?


“Kusursuz” kelimesi aslında bizim anlatmaya çalıştığımız şeyin tam karşısında duruyor; çünkü kusursuzluk hep başkalarının bakışını merkeze alır. Bizim için lüks, kendin olabilmek ve kendini özgürce ifade edebilmek. Mahremiyetten çok, kişinin kendini özgür ve özel hissetmesi — başkasının gözünde değil, kendi gözünde değerli olmak.

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page