Nur Emzikli
- 3 Şub
- 3 dakikada okunur

Sanatla ilişkiniz ne zaman ve nasıl başladı? Bugün geldiğiniz noktaya baktığınızda
sizi en çok dönüştüren kırılma anı neydi?
Her çocuk gibi benim de boyama kitaplarıyla aram çok iyiydi. Ancak ailemde sanatla ilgilenen kimse yoktu. Bu yüzden sanatı keşfetmem ve bunu profesyonel olarak yapmaya karar vermem oldukça uzun bir süreç aldı. Güzel sanatlar mezunu değilim; bu da yolu benim için biraz daha zorlaştırdı. Ama bugün geldiğim noktaya baktığımda, tüm bu zorluklara rağmen burada olmayı hak ettiğimi düşünüyorum. Bu benim için gerçek bir başarı.
Soyut resme yönelmeniz bilinçli bir karar mıydı, yoksa süreç içinde kendiliğinden mi gelişti?
Tamamen süreç içinde kendiliğinden gelişti. Elbette ben de somut çalışmalarla başladım; kısa bir resim kursu geçmişim de var. Ancak zamanla soyuta kaydım. Renklerle oynarken kendimi orada buldum ve en mutlu olduğum yerin burası olduğunu fark ettim. Yine de gerçekçi resimler yapmayı kendime hâlâ bir “challenge” olarak görüyorum.
“Renk ve Doku” adını verdiğiniz bu seri sizinle neredeyse özdeşleşmiş durumda. Bu
serinin ortaya çıkış hikâyesini anlatır mısınız?
Bence bu seri çocukluktan geliyor. Resim derslerinde bile bir sayfayı tamamen renklerle doldururdum. “Tüm renkleri bir araya getirirsem acaba ne çıkar?” diye düşünürdüm. Zamanla bunun benim için bir terapi olduğunu fark ettim. Sürece odaklanmayı ve ortaya çıkan sonuçtan keyif almayı öğrendim. Bugün birilerinin evinde tablolarımın olması benim için büyük bir gurur.
2–3 yılda bu kadar üretmek oldukça yoğun bir süreç. Bu tekrar eden form sizi sınırlıyor mu, yoksa özgürleştiriyor mu?
Aksine beni özgürleştiriyor. Bazı ressamları takip ettiğimde hep aynı tarzda ilerlediklerini görüyorum. Ancak renk ve dokunun şöyle bir güzelliği var: Haftalarca çalışmıyorsanız, bir tablonun birebir aynısını yapmak neredeyse imkânsız. Bu da beni çok tatmin ediyor. Özellikle psikologların bu seriyi tercih etmesi beni çok mutlu etti. Dayanamayıp nedenini sorduğumda, ilk bakışta kompleks görünse de insanları meditatif bir hâle soktuğunu söylediler. Bu beni çok etkiledi. Hatta bu konuda bir workshop yapmak istiyorum.
Bu seride renkler kadar dokunun da çok belirgin olduğunu görüyoruz. Doku sizin için neyi temsil ediyor?
Bence yeni nesil sanatta üç boyutluluk giderek daha önemli hâle geliyor. Birinin tabloya dokunduğunda gerçekten oradaki dokuyu hissetmesi benim için çok kıymetli. Zaten bu
yüzden serinin adını “Renk ve Doku” koydum.
Renkleri seçerken sezgisel mi ilerliyorsunuz, yoksa önceden planladığınız bir palet oluyor mu?
Genelde tamamen sezgisel ve spontane ilerliyorum. Ancak bir iç mimarla çalışıyorsam ve tablo özel bir mekân için yapılıyorsa, o alanla uyumlu bir renk paletini birlikte oluşturuyoruz
İzleyiciden aldığınız geri dönüşlerde sizi en çok şaşırtan ya da etkileyen yorum ne oldu?
Psikologlardan gelen yorumlar beni gerçekten çok şaşırttı. İşlerimin bu kadar derin bir etki yaratacağını beklemiyordum. Yansımanın içine gümüş, gold gibi renkler eklediğimde tablo bambaşka bir havaya bürünüyor. Sabah ve akşam ışığında tamamen değişebiliyor. Bir atölyeci benden bir tablo almıştı; tabloyu evine astığında, ışığın değişimiyle eserin havasının nasıl dönüştüğünü anlatmıştı. Bu beni çok etkiledi. Gerçekten bazı eserler bulundukları ortama göre bambaşka bir hâl alabiliyor.
Bir tabloya başlarken zihinsel olarak nasıl bir ruh hâlinde oluyorsunuz? Sessizlik mi, müzik mi, kaos mu?
Sessizlik. Hatta müzik dinlemek benim için oldukça zor. Resim kurslarında arkada klasik müzik çalardı ama ben yine de sessizliği tercih ederim. Hayal dünyam çok geniş; bir anda bambaşka
dünyalara gidebiliyorum.
Bir eserin “tamamlandığını” ne zaman hissediyorsunuz? O anı belirleyen şey ne?
Gerçekten baktığımda ve yüzde yüz içime sindiğinde “evet” diyorum. Dışarıdan bakıldığında tablo bitmiş gibi görünebilir ama benim için defalarca düzeltildiği oluyor. Bu tamamen içsel bir görüş. “Tamam” dediğim anda artık kurcalamıyorum.
Eserlerinizin mekânla kurduğu ilişki sizin için ne kadar önemli? Bir tablonun yaşadığı alanla değiştiğini düşünüyor musunuz?
Kesinlikle düşünüyorum. Bazı tablolar insanı daha karamsar bir noktaya götürürken, bazıları zihni açan, hayal kurduran bir etki yaratıyor. Detaylara indikçe bu etki daha da güçleniyor.
Peki, eve asılan bazı tabloların kötü enerji getirdiğine dair batıl inançlar hakkında ne
düşünüyorsunuz?
Bu tarz hikâyeleri ben de sosyal medyada sıkça dinledim. Tablonun enerjisine inanıyorum; zaten bu yüzden soyut çalışmak bana iyi geliyor. Tablonun, o kişi için kendi anlamını kazanmasını isterim.
İzleyicinin tablolarınızda somut bir anlam aramasını mı, yoksa tamamen kendi duygusuyla bağ kurmasını mı tercih edersiniz?
Kesinlikle ikincisi. İzleyicinin kendi anlamını yüklemesini, kendi hikâyesini oluşturmasını isterim. Bu yüzden bazen “Renk ve Doku” serisi için özel sipariş aldığımda çok seviniyorum; çünkü kişi kendi paletini oluşturmuş oluyor.
Son yıllarda bazı renklerin özellikle öne çıktığını görüyoruz. Bu konuda ne
düşünüyorsunuz?
Evet, mavi rengi daha çok göreceğiz. Mesela geçen sene “butter yellow” oldukça modaydı. Aslında bu kadar spesifik bir rengin bu kadar öne çıkacağını hiç düşünmezdik. Kahverengi
de hâlâ çok tercih edilen renklerden. Evin tasarımına göre renk paleti değişse de, özellikle koyu ahşap alanlarda belirli tonlara ciddi bir talep oluyor.
Bugün işlerinize bakan genç bir sanatçıya tek bir cümleyle ne söylemek isterdiniz?
Sanatçı bir aileden gelmiyorum; ailem bu konuda çok destek olamadı ve her aile olmak zorunda da değil tabiki. Potansiyelimi fark etmem uzun sürdü; yaklaşık 26 yaşımda keşfettim
diyebilirim. Bambaşka sektörlerde de çalıştım ama günün sonunda hep evimde tablo yapıyordum. Çevrenizinsizi anlamasını beklemeyin; bazen insanlar sizin baktığınız perspektiften bakamıyor. Ve şunu öğrendim: Oturup birilerinin sizi keşfetmesini beklememek
lazım. Bazen o kişi hiç gelmiyor. Asıl soru şu olmalı: “Ben ne yapmak istiyorum?



Yorumlar