top of page

Marquisate

18 Ağu
4 dakikada okunur

Marquisate ismi kraliyete bir gönderme yaparken, işlerinize belirgin biçimde asi ve sokak ruhuna sahip bir hava da hâkim. Asalet ve isyan arasındaki bu gerilim tasarım sürecinizde nasıl karşılık buluyor?


Marquisate’deki aristokrasi ve isyan arasındaki paradoksu seviyoruz. Eğer aristokrasi geçmişten miras kalan zanaatkârlığın ve formun hafızasıysa, isyan da bu hafızayı olduğu gibi kabul etmek yerine yeniden yorumlama cesaretidir. Tam olarak bu iki dünyanın kesişiminde üretmeyi seviyoruz. Bir yanda camın binlerce yıllık zarafeti; diğer yanda bugünün sokaklarından gelen özgür ve biraz da asi bir ruh… Tasarımlarımızın karakteri, aynı anda konuşan bu iki sesin birlikteliğinden doğuyor.


Biriniz mekânı ve atmosferi okuyan bir iç mimar, diğeriniz ise malzemenin sınırlarını zorlayan bir endüstriyel tasarımcısınız. Fırının başında durduğunuzda Çağkan ve Güler’in zihinleri nasıl buluşuyor?


Her tasarım, programlanmış bir ortaya çıkış hâli. İki farklı bakış açısının aynı malzemede buluşmasını seviyoruz. Malzemenin başında bu iki yaklaşım birbirinin içinde eriyor; bazen biri diğerine yön veriyor, bazen de cam kendi sözünü söylüyor. Ortaya çıkan şey aslında ikimizin de tek başına tasarlayamayacağı üçüncü bir dil.


Camın yalnızca bir malzeme olmadığına, enerjiyi ve anları içinde hapseden bir şey olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle üretim sırasında sürece yalnızca ellerimizi değil, o anki ruh hâlimizi de katıyoruz; bazen yüksek frekanslı müzikler açıyor, o anki heyecanımızı camın içine bırakıyoruz. Fırının başında zaten tarif edilemez bir heyecan var. Daha önce sayısız kez ürettiğimiz bir formu yeniden yaptığımızda bile sonucun aynı olup olmayacağından asla emin değiliz. Aynı tasarım, her seferinde karşımıza bambaşka bir karakterle çıkabiliyor.


Belki de bizi en çok heyecanlandıran şey tam olarak bu: bildiğimizi düşündüğümüz bir şeyin içinden, henüz bilmediğimiz bir şeyin doğma ihtimali.


Tasarımlarınız Londra merkezli bir bakış açısı taşıyor, ancak kalpleri İstanbul’daki usta cam üfleyicilerin nefesiyle atıyor. Bu iki farklı şehir ruhu stüdyoda nasıl birleşiyor?


Londra ve İstanbul bizim için yalnızca iki ayrı şehir değil, iki farklı düşünme biçiminin buluşma noktası. Ortak noktaları kozmopolit yapıları; ancak bunu tamamen farklı şekillerde deneyimliyorlar. Londra, dünyanın farklı kültürlerini yan yana getirerek kendini sürekli yeniden yaratan bir şehir. İstanbul ise bunu yüzyıllardır yapıyor; Doğu ile Batı’nın, geçmiş ile geleceğin, rafine olanla kaotik olanın aynı cümle içinde konuşabilmesini sağlayan nadir şehirlerden biri. Bu nedenle bizim için mesele iki kültürü birleştirmek değil; zaten iç içe geçmiş bu iki dünyanın içinden kendi dilimizi yaratmak.


Bir parçanın yalnızca “güzel ve işlevsel” olmaktan çıkıp “işlevsel bir heykele” dönüştüğü kırılma noktası nedir?


İşlev bir nesneye hayat verir; karakter ise onunla birlikte bir hikâye bırakır. Bir tasarımın günlük hayatın içinde sessizce yerini alırken aynı zamanda bakış açımızı değiştirmesini ve bulunduğu mekânda kendi atmosferini yaratmasını istiyoruz. Çünkü bazı nesnelerin yalnızca kullanılmak için değil, hayatımıza küçük bir anlam fazlası katmak için var olduğuna inanıyoruz. Marquisate tasarımlarında işlev, çoğunlukla nesnenin ait olduğu mekâna dair titizlikle düşünülmüş bir detay olarak ortaya çıkıyor; zanaatkârlığın, malzemenin ve çağdaş yorumun birleştiği o rafine ve premium his, işlev kavramının kendisini görünür bir forma dönüştürüyor.


Fabergé düzeyindeki ihtişamı pop-art ironisiyle sıcak camda birleştirmek oldukça cesur bir yaklaşım. Böylesine ikonik klasik formları bozup yeniden inşa etme cesaretini nereden alıyorsunuz?


Marquisate’nin Eggoları Fabergé ile flört etmeyi seviyor. Fabergé’nin ihtişamı bize geçmişin mükemmeliyetçiliğini hatırlatırken, pop-art da onunla dalga geçme özgürlüğünü veriyor. Bize göre geçmişe gösterilebilecek en samimi saygı, onu kutsallaştırmak değil, onunla konuşma cesaretini göstermektir. Hayata geçirdiğimiz formları camın ateşiyle ele alıyor ve mükemmelliği biraz yoldan çıkarıyoruz.


Seri üretimin nesnelerin ruhunu tükettiği bir çağda, siz sınırlı sayıda üretimlere odaklanıyorsunuz. “Geleceğin miras parçaları” olması amaçlanan eserler üretmek nasıl bir his?


Seri üretim çağında bir nesnenin ruhunu korumak neredeyse romantik bir inatçılık biçimi. Nesneleri yalnızca bugün için değil, zamanın içinden geçebilecekleri düşüncesiyle tasarlıyoruz. Bir parçanın yıllar sonra hâlâ sahibine ait bir hikâyeyi taşıyabilmesi, hatta bizden daha uzun yaşayabilmesi fikri bizi büyülüyor. Çünkü gerçek bir miras, vitrinde saklanan bir nesne değil; el değiştirdikçe anlamı çoğalan bir hikâyedir. Bir tasarımın zamanla yıpranarak yaşlanmasını değil, yaş aldıkça zarif bir şekilde olgunlaşmasını istiyoruz… Her dokunulan yılla, içinde bırakılan her anla biraz daha kendisi hâline gelmesini… Belki de bizim için kalıcılık hiç değişmemek değil, değişirken değerini kaybetmemek.


Cam, ateş tarafından şekillenen öngörülemez bir malzeme. Fırından son parçayı çıkarırken yaşadığınız en unutulmaz “mutlu tesadüf” neydi?


Camın en güzel tarafı, bize hiçbir zaman tamamen itaat etmemesi. Ateşin karşısında ne kadar plan yaparsanız yapın, malzemenin kendine ait bir iradesi var. Bazen kontrolü kaybettiğimiz anda, tasarladığımızdan bile daha güzel bir şey ortaya çıkıyor. Bu tesadüfleri hata olarak değil, camın tasarıma yaptığı küçük müdahaleler olarak görüyoruz. Örneğin Mr. Eggo’daki bir kaza, Arc Bowl’un doğmasına yol açtı.


Manifestonuz “mükemmellik yerine karakter” anlayışını benimsiyor. Kusursuzluğa takıntılı bir dünyada, bilinçli kusurlar sizin için ne ifade ediyor?


Belki de mükemmellik, kusursuz görünme arzusunun en kusursuz hâlidir. Camdaki hafif bir kıvrım, yüzeyde kalan bir iz, planlanandan birkaç milimetre sapan bir form bizim için hata değil, parçanın biyografisidir. Camın yalnızca şekillendirilmesini değil, yaşamasını istiyoruz. Genellikle son söz bize ait oluyor, ancak bazen bir tasarımın en güzel tarafı, onun son noktasını bizim koyamamış olmamız. Bu yüzden bazen camın inatçılığını kendi son sözümüzden daha değerli buluyoruz.


“Not frequent, just meaningful” mottosuyla hareket ediyorsunuz. Camın ötesinde, bundan sonra hangi radikal formları veya beklenmedik malzemeleri denemeyi düşünüyorsunuz?


Henüz keşfedilmemiş formların ve olasılıkların peşinden gitmek istiyoruz. Dünyaca tanınan bir kolorist ile gerçekleştireceğimiz, türünün tek örneği olacak bir mobilya koleksiyonu üzerindeki iş birliği de bu arayışın heyecan verici bir parçası. Yumurtanın içinden ne çıkacağı fikri bile şimdiden bizi heyecanlandırıyor.

Yorumlar


bottom of page