Batts
- 29 May
- 4 dakikada okunur

Tasarımlarınızda oldukça keskin ve rafine bir silüet hakim. Bir parçanın "BATTS estetiğine" sahip olduğuna karar verirken vazgeçemediğiniz altın kurallarınız nelerdir?
Bu çoğunlukla içsel bir karar, hislerle alakalı.
dikkat çekmeye çalışan değil ama kendini detaylarda hissettiren bir anlayışa sahip. Ayrıca silüet çok önemli burada ise
Kalıplar devreye giriyor, bir kalıbın çok güzel olması onun her emsal üründe aynı şekilde duracağı anlamına gelmiyor, her tasarım ve kumaş birleşimi kendi özel kalıbını ve ölçü tablosunu içeriyor, her parça eşsiz bir hal alıyor. Ürünün silüeti ve dokusu o sessiz tasarım dilini desteklemeli.
Markanın kökleri ile sunduğu modern, evrensel çizgi arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz? BATTS’ı bir İstanbul markası olarak mı yoksa zamansız bir dünya markası olarak mı konumlandırıyorsunuz?
Bu konuya biraz kültürel kodlarla yaklaşıyorum. İstanbul markası demek doğru olmaz, global olmak ise bana çok yapay geliyor. Batts bir Türk markası — fakat bu bir sınır olarak değil, bir perspektif olarak yorumlanmalı.
Kendi kültürel kodlarımızın içinde henüz tam anlamıyla keşfedilmemiş çok şey var ve bunlar bana ilham veriyor. Bu kodlarla günümüz arasında bir denge kuruyorum. Dünya anlam ve köken arayışına girerken, kendi kültürel derinliğinle var olmak seni bir zanaatkarlık deposu olmaktan çıkarıyor — lüks değer ve özgün bir anlatı yaratma gücüne taşıyor. Kendi değerlerinle var olmak, globalde de ayırt edici ve daha görünür olmanı sağlayan şey oluyor zaten.
Fiziksel satış noktası olarak Brandroom gibi prestijli bir lokasyonda yer alıyorsunuz. Dijitaldeki varlığınız ile bu tip premium fiziksel alanlar arasındaki etkileşimi nasıl yönetiyorsunuz?
Brandroom gibi multi-brand mağazaların ya da concept store'ların gücüne çok inanıyorum, özellikle Batts gibi independent markalar için bu alanların değeri ayrı. Doğru bir kürasyon içinde yer almak, markayı doğru insanlarla buluşturuyor. Dijitaldeki varlığımız bizi insanlara en kolay ve hızlı ulaştıran, ilk bakışta kendimi anlatmamızı sağlayan ve bir his oluşturmak üzere kullandığımız bir alan, sonrasında gelen fiziksel deneyimle kalıcı ilişkiler kurabiliyoruz, ürünü görmek dokunmak ve üzerinde hissetmek dijitalde tam anlamıyla karşılığı olmayan bir şey. Bu iki kanalın birbirini beslemesi gerekiyor. Ve Batts'in bu anlamda varlığını genişletmeye devam edeceğiz.
Koleksiyonlarınızdaki klasik terzilik ve modern dokunuşlar, günümüzdeki "yeni maskülenite" kavramıyla nasıl örtüşüyor? Tasarımlarınızın hedeflediği karakter kim?
Yeni maskülenite kavramının moda dünyasını nasıl dönüştürdüğünün farkındayım, ve bu dönüşümün neden gerekli olduğunu da anlıyorum. Ama Batts tam olarak bu dönüşümün içinde konumlanan bir marka değil.
Zanaatkarlık benim için bir referans noktası değil, başlangıç noktası. İnceliğin ve hassasiyetin ticari kaygıların çok önünde geldiği bir anlayıştan geliyorum. Batts erkeği de bu anlayışın yansıması, kendinden emin, sessiz bir güce sahip, sofistike zevkleri olan ve giyinmeyi kendine özgü bir zevk olarak yaşayan biri. Buna mecbur olduğu için değil, bundan gerçekten keyif aldığı için.
Sessiz lüksün en büyük dayanağı materyal kalitesidir. Kumaş seçimlerinizde sürdürülebilirlik ve uzun ömürlülük kriterleriniz neler?
Sessiz lüksün en büyük dayanağının materyal kalitesi olduğuna kesinlikle katılıyorum. Ama kaliteyi sadece içerik üzerinden okumak yanıltıcı olabiliyor. Bir kumaşın yüzde yüz doğal elyaf olması, onun kaliteli olacağının garantisi değil — dokuma türü, hammaddenin nasıl edinildiği ve nasıl işlendiği en az içerik kadar belirleyici.
Bununla birlikte doğal içerik bizim için bir başlangıç kriteri. Buradan taviz vermiyoruz. Satın alımını gerçekleştireceğimiz her kumaşı ışık haslığı, renk, mukavemet, sürtünme, farklı ısı ve sıcaklıklara verdiği tepkiler olmak üzere belirli testlere tabi tutuyoruz.
Son dönemde Galata Pop-Up gibi etkinliklerde yer aldınız. BATTS’ın önümüzdeki 5 yıl içindeki "fiziksel deneyim" planları neler? Sizi sadece bir giyim markası olarak mı göreceğiz, yoksa bir lifestyle markasına mı evrileceksiniz?
Önceki sorularda da değindiğim üzere her ne kadar online satış kanalları özellikle pandemi sonrası güç kazanmış olsa da müşteri ile fiziksel olarak buluşmak çok önemli ve değerli, bu anlamda varlığımızı genişletmeye devam edeceğiz. Bunun yanında biz sadece bir moda markasıyız ve bence herkes iyi yaptığı şeye odaklanmalı, onun üzerindeki sonsuz gelişimine devam etmeli. Fakat işbirliği anlamında moda sektörü dışından işbirlikleri görebilmek mümkün olur.
Her sezon değişen mikro-trendlerin aksine, BATTS parçaları birbiriyle konuşan ve yıllar sonra da güncelliğini koruyan bir yapıda. Markanızın "sezonsuzluk" iddiası, hızlı moda tüketicisinin alışkanlıklarını dönüştürmeyi mi hedefliyor?
Bu aslında daha önce bahsettiğim tasarım anlayışımla doğrudan çelişen bir durum. Trendi takip etmek, bir noktada onun içinde erimek demek. Batts kendi sesine sadık kalarak ilerlemeye devam edecek.
Ama şunu da söyleyeyim, bu bir dönüştürme iddiası değil. Batts'e gelen insan zaten o soruyu çoktan yanıtlamış biri. Neyin iyi göründüğünü değil, neyin iyi hissettirdiğini bilen, bir parçaya bakarken arkasındaki kararları okuyabilen biri. Moda dünyası değişiyor ve bu değişimin en ilginç yanı, gerçek kaliteye olan talebin sessiz ama kararlı biçimde büyümesi. Biz sadece o taleple aynı dili konuşuyoruz.
Instagram profilinizden kampanya çekimlerinize kadar her detay titizlikle küratize edilmiş bir sanat galerisini andırıyor. Sizin için bir ceketi tasarlamakla, o ceketin temsil ettiği görsel dünyayı kurmak arasında nasıl bir ağırlık dengesi var?
Bir ürünü ya da bir ceketi tasarlamak benim için bir bütünden yola çıkarak yapılan bir şey, yani aslında en başında ceketin etrafındaki o dünyayı kurguluyorum. Bu şekilde çıkan sonuçta hem marka hem koleksiyon hem çekim noktasında bir bağlam oluşturuyor.
Koleksiyonu hazırlarken çalma listenizde hangi tür müzikler vardı?
Aslında bu soru güzel bir tesadüf oldu, çünkü bu sezon bu koleksiyon için bir çalma listesi hazırladım, bu hem markanın ve koleksiyonun kimliğini yansıtan hem de benim bu koleksiyonu oluştururken dinlediğim bir çalma listesi. Soul diyebilirim en genel itirabiyle. Çok fazla Barry White dinlediğim bir dönemdi. Markanın Spotify hesabından ulaşılabilir.



Yorumlar