top of page

Lara Keçeli

9 Eki
6 dakikada okunur

Seba İnşaat ve Seal Investment çatısı altında üstlendiğiniz rolleri ve markaların vizyonunu nasıl şekillendirdiğinizi anlatabilir misiniz?


Seba İnşaat Yönetim Kurulu Üyesi olarak, üçüncü nesil temsilci olmanın sorumluluğunu büyük bir gururla taşıyorum. Benim için mesele yalnızca 30 yılı aşkın güçlü bir mirası devam ettirmek değil; bu mirası kendi jenerasyonumun perspektifiyle yeniden yorumlayarak geleceğe taşımak, her zaman üstüne katmak. Kadın bakış açısının getirdiği detaycılığın yanında, farklı ülkelerde yaşamış olmamın vizyonumu çok beslediğine inanıyorum. Yıllarca aldığım eğitimler sayesinde İtalyan ekolüyle başlayan estetik anlayışım; ardından Londra ve New York’un bana ev olmasıyla çok daha global ve katmanlı bir hale geldi. Tüm bu şehirlerin mimarisinden, kültüründen, yaşam biçiminden ve doğal olarak ruhumda şekillenen gusto’dan, Seba İnşaat’ın güçlü DNA’sını koruyarak kendi perspektifimle markaya aktarmaya, harmonize etmeye çalışıyorum. SEAL ise benim için çok daha personal; sıfırdan yarattığım ve üzerine titrediğim ilk investment venture. “Never put all your eggs in one basket” düşüncesiyle başlattığım bu yolculuk, babamın elimden tutması ve tecrübesiyle sürece dahil olması ve bana yol göstermesiyle bambaşka bir boyuta ulaştı. Yatırımda her zaman long-term value yaratmaya ve gerçekten bildiğim alanda kalmaya inandım; bunda yıllardır yatırım prensiplerini benimsediğim Warren Buffett’ın yaklaşımının da önemli bir payı var. Ben real estate’in içine doğdum, New York ise benim için ev. Dolayısıyla SEAL, expertise’im ile aidiyetimin çok doğal bir kesişimi oldu. İsminin hikâyesi de benim için en az markanın kendisi kadar personal. SEAL, ailemin baş harflerinin birleşimi ve aynı zamanda ilk dövmem. “Let’s seal the deal” göndermesi ve mühür fikrinin taşıdığı permanence ve legacy hissi de markanın karakterini benim için tamamlıyor.


Biyografinizde öne çıkan New, Londra, Milano, İstanbul aksında, uluslararası yatırımcıların Türkiye’deki nitelikli gayrimenkul projelerine bakış açısı şu an ne durumda?


New York, Londra, Milano ve İstanbul aksında yaşamak bana hayatı ve pazarları yalnızca yatırım perspektifinden değil; kültürleri, mimariyi, yaşam ritüellerini ve farklı gustoları deneyimleyerek okuma şansı verdi. Kendimi bon vivant olarak tanımlıyorum; bir şehri yalnızca binalarıyla değil, restoranları, sanatı, sokakları, insanları ve yaşam biçimiyle bir bütün olarak deneyimlemeyi seviyorum. Bunun gayrimenkule bakışımı da ciddi anlamda şekillendirdiğini düşünüyorum. Bugün uluslararası yatırımcı da artık yalnızca metrekare satın almıyor; bir lifestyle’a, bir kültüre ve uzun vadeli bir değere yatırım yapıyor. İstanbul ve Bodrum’un bu anlamda çok güçlü ve dünyada kolay kolay replicate edilemeyecek bir karakteri var. Ancak global yatırımcı için artık “lüks” kelimesi tek başına yeterli değil; mimariden malzemeye, servisten branding’e kadar bütün deneyimin uluslararası standart ve kendi içinde tutarlı olması gerekiyor. Bence Türkiye’nin asıl gücü de burada: doğru proje ve doğru positioning ile yalnızca iyi bir gayrimenkul değil, çok güçlü bir “art de vivre” sunabiliyoruz.


Küresel gayrimenkul pazarında İstanbul’u New York ve Londra gibi metropollerden ayıran en stratejik yatırım avantajı sizce nedir?


İstanbul’un en stratejik avantajı bence coğrafyasının yarattığı erişim. Dünyanın önemli ekonomik merkezlerine birkaç saatlik uçuş mesafesinde, çok geniş bir sermaye ve nüfus havuzunun tam merkezinde yer alıyor. Bu, İstanbul’u yalnızca yaşanacak bir şehir değil, uluslararası yatırımcı açısından doğal bir hub haline getiriyor. Gayrimenkul tarafında ise İstanbul’un en değerli lokasyonlarında nitelikli yeni proje geliştirebileceğiniz alan son derece sınırlı. Özellikle Boğaz hattı ve şehrin established bölgelerinde gerçek anlamda prime arsa yeniden üretilemiyor. Dolayısıyla doğru lokasyondaki nitelikli gayrimenkul yalnızca bir asset değil, giderek nadirlesen bir değer. New York ve Londra çok daha mature ve büyük ölçüde priced-in pazarlar. İstanbul’da ise hâlâ doğru lokasyonu, doğru zamanda ve doğru ürünle okuyabilen yatırımcı için ciddi bir value creation alanı olduğunu düşünüyorum. Benim için İstanbul’un yatırım tezi tam olarak burada global erişim, sınırlı prime arz ve henüz tamamen realize edilmemiş potansiyel.


Gayrimenkul ve inşaat gibi geleneksel sektörlerde genç bir kadın lider olarak yer almanın getirdiği avantajlar ve meydan okumalar nelerdir?


Ben bu sektörün içine doğdum; çocukluğumdan beri şantiyelerin, proje toplantılarının ve karar masalarının içindeydim. Dolayısıyla kendimi hiçbir zaman sektörün dışında ya da dezavantajlı bir yerde konumlandırmadım. Tam tersine, zamanla farklı düşünmenin ve detayları başka bir gözle okuyabilmenin en büyük avantajlarımdan biri olduğunu fark ettim. Gayrimenkulde yalnızca bina yapmıyoruz; insanların nasıl yaşayacağını, bir mekânda nasıl hissedeceğini de kurguluyoruz. Estetik, detay ve kullanıcı deneyimi de bu nedenle en az işin teknik ve finansal tarafı kadar önemli. Genç bir kadın olmanın getirdiği meydan okuma ise bazen insanların önce yaşınızı, sonra fikrinizi görmesi. Bu da beni daha çok çalışmaya, daha hazırlıklı olmaya ve söylediğim her şeyin arkasını doldurmaya itti. Babamın bana yaklaşımı kariyerimi şekillendiren en önemli unsurlardan biri oldu. Bana hiçbir zaman yalnızca soyadım nedeniyle bir yer açmadı; o yerin sorumluluğunu taşıyabilecek donanıma sahip olmam için hazırlandım. Beni kendisinin bir devamı olmaya da zorlamadı. Özellikle ondan farklı düşündüğüm anlarda beni dinledi; vizyonuma, estetik anlayışıma ve farklı perspektifime alan açtı. Bir kadın olarak getirdiğim bakış açısını hiçbir zaman ayrıştırmadı, aksine şirket için bir zenginlik olarak gördü. Ondan öğrendiğim en kıymetli liderlik derslerinden biri de bu oldu: Yeni jenerasyona yer vermek değil, kendi yerini yaratabileceği güveni vermek. Bugün benim için mesele masada nasıl tanımlandığım değil; o masaya oturduğumda ne kattığım.


Mimariden iç tasarıma, projelerinizde lüks konut anlayışını tanımlarken en çok önem verdiğiniz detaylar hangileri?


Hayattaki en büyük lüksün mutlu, huzurlu ve gerçekten ait olduğunuz yerde yaşamak olduğuna inanıyorum. Alfred Hitchcock’un mutluluğu tarif ederken söylediği benim bu hissi nasıl tanımladığımla çok örtüşüyor: “clear horizon.” Zihninizi yoran şeylerin olmadığı, önünüzün açık olduğu ve enerjinizi güzel şeyler yaratmaya ayırabildiğiniz bir berraklık hali. Lüks de aslında tam olarak burada başlıyor. Bu yüzden projelerimizde kendime hep “Ben burada yaşasam mutlu olur muydum?” diye soruyorum. Consumer Behavior okumuş olmamın da bunda çok etkisi var; bir projeye yalnızca mimari değil, içinde yaşanacak hayat üzerinden bakıyorum. Zamansızlık ise benim için en önemli noktalardan biri. Trendlerden uzak dururken hayatın, teknolojinin ve ekosistemin dönüşümünü yakından takip etmek gerektiğine inanıyorum. Uzun ömürlü ve çevresel etkisi düşük malzemeler, enerji ve su tüketimini azaltan sistemler, doğru yalıtım, verimli aydınlatma çözümleri ve akıllı ev teknolojileri artık iyi tasarımın ayrılmaz bir parçası. Yeşil bina standartlarını projenin sonradan eklenen bir özelliği değil, daha tasarım ilk aşamasında düşünülmesi gereken temel kriterlerden biri olarak görüyorum. Zamansız bir yapı, yalnızca estetik ve kaynakları doğru kullanan, teknolojiye adapte olabilen ve yıllar sonra da aynı yaşam kalitesini sürdürebilen yapıdır. Çünkü gerçek lüks, başkasına ne gösterdiğiniz değil, kendi hayatınızda nasıl hissettiğiniz.


Dijital mecralarda inşa ettiğiniz güçlü iş kadını profili ve estetik dil, uluslararası yatırımcı güvenini nasıl etkiliyor?


Dijital dünyada oldukça doğalım; bir persona yaratmıyorum. Orada gördüğünüz Lara ile iş veya günlük hayatta karşılaşacağınız Lara arasında hiçbir mesafe yok. İşim, seyahatlerim, estetik anlayışım, ilgi duyduğum sonsuz konular üzerine aldığım eğitimlerim ve merak ettiklerim zaten hayatımın doğal parçaları; dijital dünya da bunun küçük bir yansıması. Yatırımcı güveni tarafında ise görünürlükten çok tutarlılığa inanıyorum. Özellikle uluslararası yatırımcı için rakamlar daha önemlisi, o yatırımın arkasındaki aileyi, itibarı, iş disiplinini, kültürünü ve uzun vadeli bakış açısını bilmek de önemli. Çünkü sermaye nihayetinde yalnızca bir projeye değil, o projeyi hayata geçiren insanların kararlarına ve sözüne emanet ediliyor. Guven, yıllar içinde, aynı değerleri koruyarak ve verdiğiniz sözün arkasında durarak inşa ediliyor. Dijital dünya ise bunu yaratmıyor; yalnızca görünür kılıyor.


Önümüzdeki dönemde Seba İnşaat ve Seal Investment odağındamgündeminizde olan yeni pazarlar veya projeler var mı?


Önümüzde oldukça heyecanlı bir dönem var. Seba İnşaat tarafında İstanbul ve Bodrum bizim için her zaman çok kıymetli. Aile şirketi olarak büyümeyi daha fazla proje yapmak olarak görmüyoruz; doğru lokasyonda, Seba’nın DNA’sına yakışan ve uzun vadede değerini koruyacak projeler üretmek çok en onemli ilkemiz. SEAL tarafında ise New York yogun devam ediyor. Doğru asset, prime location, bespoke projects, doğru zamanda ve doğru partnerlerle calismak konusunda oldukça seçiciyiz. Bununla birlikte Avrupa’yı da yakından takip ediyorum. Yatırım yaklaşımım her pazarda olmak değil, gerçekten anladığımız ve conviction duyduğumuz pazarlarda doğru zamanda olmak. Dolayısıyla hem Seba Insaat tarafında hem SEAL Investment tarafında büyüme gündemimiz çok yogun; ama bizim için büyümenin kendisinden çok, nerede ve hangi ise, hangi lokasyona, arkasında her zaman duracagimiz yatırımlara imza atmak en önemlisi.


Kişisel hayatınızda bu kadar yoğun bir küresel iş temposu ve seyahat trafiği arasından zihninizi dinlendirmek için kendinize nasıl alan açarsınız?


Seyahat. Yeni bir şehri yürüyerek keşfetmek, müzelerine girmek, lokal restoranlarını denemek, özellikle idolum olan sanatcilarin, piyanistlerin, ressamların, fotografcilarin sergilerini asla kaçırmamak. Milano Salone del mobile, Miami art Basel gibi isimi ilgilendiren ve yine ruhumu besleyen eventleri asla kacirmamak, yıllardır fani oldugum tenisçileri, US openleri, Formula 1 Grand Prixleri kacirmamak, Snow Polo tarihlerini mutlaka bir sene onceden book etmek. Gözlemlemek, o kültürün gündelik hayatına karışmak bana çok iyi geliyor. Her zaman seyahatlerimden dinlenmiş olmanın yerine, yeni bir bakış açısıyla dönüyorum. Müzik de hayatımda hep çok önemliydi; yıllarca piyano çaldım ve hâlâ ruh halimi en hızlı değiştiren şeylerden biri. Uzun yıllar tenis oynadığım için sporun da benzer bir etkisi var; bugün tenis ve padel kafamı boşaltmanın en keyifli yollarından. Bir de doğuştan çok meraklıyım. Psikolojiye ilgim nedeniyle bu alanda eğitimler aldım hala almaya devam ediyorum. Gabor Mate, Tony Robbins gibi ustaların seminerlerini dünyanın neresinde olursa olsun asla aksatmam giderim; insanı, davranışları ve zihni anlamak beni hâlâ çok heyecanlandırıyor. Tek bir alanda kalamıyorum; iş dünyasından tarihe, genel kültüre kadar sürekli başka bir şey öğrenmek istiyorum. Dinlenme biçimim zihnimi kapatarak degil, sadece frekansını değiştirerek.


İş hayatında ve kişisel duruşunuzda bugüne kadar kulağınıza küpe yaptığınız en önemli ilke veya tavsiye ne oldu?


Oprah Winfrey: “In this life, you only get what you have the courage to ask for.” Hayatta istemekten, sormaktan ve talep etmekten çekinmemek gerektiğine gerçekten inanıyorum. En kötü ihtimalle cevabınız “hayır” olur; ama sormadığınızda cevap zaten baştan hayır. Karakterim gereği oldukça girişkenim. “Bir kapı kapanırsa başka bir kapı açılır” inancıyla, merak ettiğim ve ilgi duyduğum alanların peşinden her zaman giderim. Bunun hem iş hem özel hayatımda çok karşılığını gördüm. Bir fırsatı istemek, bir fikri masaya koymak ya da büyük düşünmek için önce o cesareti göstermek gerekiyor. Çünkü çoğu zaman hayatınızı değiştiren şey aldığınız cevap değil, o soruyu soracak, o kapıyı calacak cesareti göstermeniz oluyor.



 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page